Fon Bülteni Haziran 2018

 

Seçim sonrası yurt içi piyasalarda toparlanma fırsatı

Haziran ayında Fed toplantısı daha şahin, ECB toplantısı ise daha güvercin bir tonda gerçekleşti.

ABD’de uygulanan gevşek mali politikanın bir sonucu olarak artan borçlanma ihtiyacının yanında, Fed’in bilanço küçültme operasyonları ve faiz artırımı, bir yandan küresel likidite koşullarının sıkılaşmasına sebep olurken, bir yandan da ABD dolarının euro ve gelişmekte olan ülke para birimleri karşısında güçlenmesini sağladı. Bu gelişmeler altında gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahı

törpülendi. Fed haziran toplantısında beklentilerle uyumlu olarak 25 baz puanlık bir faiz artırımı yaptı ve bu yılın tamamında üç olarak öngörülen faiz artırım sayısını dörde yükseltti. 2019 yılında üç, 2020 yılında iki faiz artırımı yapılmasına dair öngörüler ise değiştirilmedi. ABD Çin’den yapacağı 50 milyar dolarlık ithalatın bir kısmına temmuz ayından, bir kısmına da ileriki aylardan itibaren geçerli olmak üzere ek vergi uygulamasına başlayacağını açıklarken, tarife getirilecek ithalat miktarının artırılma ihtimalini masada tuttu. Çin ise ABD’nin kararına benzer vergi oranları ve ithalat miktarı ile karşılık vereceğini belirtirken, ABD’nin bir yandan da Avrupa Birliği (AB) gibi diğer bölgelere vergi uygulanabileceği konusundaki uyarıları da devam etti. ABD ayrıca müttefiklerine İran’dan yaptıkları petrol ithalatını 4 Kasım’a kadar sonlandırmaları talebini dile getirirken, tüm bu gelişmeler ABD kaynaklı küresel belirsizliklerin bir süre daha devam edeceğinin işareti niteliğindeydi. Euro Bölgesi iktisadi aktivitesinde ise güç kaybı görülürken, ABD’de son dönemde açıklanan güçlü büyüme ve enflasyon verilerinin para politikası hedefleriyle uyumlu bir görüntüyü yansıtması, küresel büyümede ABD lehine bir ayrışma olabileceğini düşündürdü. 2017 yılından bu yana riskli varlıklara olan ilgiyi artırmış olan senkronize küresel büyüme temasının bu veriler ışığında zayıflaması küresel risk iştahını zayıflatan bir diğer önemli kanal oldu. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Euro Bölgesi’nde son dönemde daha ılımlı bir seyir izleyen büyüme göstergelerine rağmen haziran ayındaki toplantıda tahvil alım programının sonlanacağı tarihi açıkladı. Aylık 30 milyar euroluk tahvil alımı yapan ECB yılın son çeyreğinde aylık alımlarını 15 milyar euroya

düşüreceğini ve aralık ayında sonlandıracağını duyururken, bir yandan da faiz artırımı konusunda piyasaları rahatlattı. ECB negatif bölgede tuttuğu faizin en az 2019 yılının yaz aylarına kadar artırılmayacağını belirterek, tahvil alımları sonlandırılsa dahi para politikasının bir süre daha destekleyici kalmayı sürdüreceğini teyit etti. Sonuç olarak haziran ayında Fed toplantısı daha şahin, ECB toplantısı ise daha güvercin bir tonda gerçekleşti.

TÜFE enflasyonu haziran ayında keskin bir yükselişle %15,4’e ulaştı.
Yüksek enflasyon, dış finansman ihtiyacı ve cari açık gibi riskler nedeniyle yurt içi piyasalarda, yatırım iştahının azalmasının olumsuz etkileri benzer ülkelere kıyasla daha fazla hissedildi. 12 ay birikimli cari açık mart ayındaki 55,4 milyar dolardan nisan ayında 57,1 milyar dolara, yani GSYH’nin %6,5’ine yükseldi. Ekonomiye dair öncü göstergeler yılın ikinci çeyreğinde daha ılımlı bir büyüme olabileceğini düşündürürken, ithalatta yaşanabilecek yavaşlamanın cari açıktaki artışı da azaltabileceği değerlendirildi. İmalat PMI ikinci çeyrekte ortalama 47,7 ile ilk çeyrek ortalaması olan 54,4’ün altında kalarak imalat sektöründe güç kaybı işareti verdi. Ayrıca, çekirdek ara malı ithalatı ile anket bazlı öncü göstergeler de sanayi üretiminde kademeli bir yavaşlama ihtimalini doğruladı. Sanayi üretimi ilk çeyrek ortalaması olan yıllık %9,9’luk artışın ardından, nisan ayında bir miktar güç kaybederek %5,1 büyümüştü. Mayıs ayında %12,2 olan yıllık TÜFE enflasyonu haziran ayında keskin bir yükselişle %15,4’e ulaşırken, çekirdek enflasyon (altın, enerji, alkollü içecekler ve tütün, gıda hariç TÜFE) da %12,6’dan %14,6’ya belirgin bir bozulma kaydetti. Enflasyonda beklentileri aşan yükselişte gıda fiyatları kadar, kurdaki yükselişten etkilenen ulaştırma, ev eşyası gibi kategoriler de rol oynadı.

Merkez Bankası haziran ayında parasal sıkılaştırmayı güçlendirdi.
Enflasyonist baskıları dikkate alan Merkez Bankası haziran ayında parasal sıkılaştırmayı güçlendirdi. Nisan-mayıs döneminde yapılan 375 baz puanlık faiz artırımının ve para politikası çerçevesinin sadeleştirilmesinin ardından, haziran ayında 125 baz puanlık faiz artırımı ile beklentilerin ötesinde güçlü bir sıkılaşmaya gidildi. Böylece politika faizi haline gelen bir haftalık repo faizi %17,75 seviyesinde oluşurken, yükselen kredi faizleri, parasal aktarım mekanizmasının etkin bir şekilde çalıştığını gösterdi. Ancak, haziran ayı enflasyon verisinin tahminleri belirgin şekilde aşmış olması yeni bir faiz artırımı ihtimalini masada tutmaktadır.

Gelişmekte olan ülkelere portföy girişleri, bu yılın ilk yarısında 55 milyar dolara doğru yavaşladı.
Geçen yıl 195 milyar dolar ile son yılların en yüksek seviyesine ulaşan gelişmekte olan ülkelere portföy girişleri, bu yılın ilk yarısında 55 milyar dolara doğru yavaşladı. Risk iştahındaki zayıflama özellikle mayıs ayından itibaren kendini gösterirken, o dönemden bu yana gelişmekte olan ülke hisse senedi, tahvil ve eurobond piyasalarından çıkış 25,5 milyar dolara ulaştı. Yurt içine bakıldığında ise, hisse senedi piyasasında şubat-nisan döneminde yoğunlaşan satışlar 1,1 milyar dolara ulaşmıştı. Son iki ayda ise özellikle seçim öncesindeki iki haftada gelen alımlarla nette 0,2 milyar dolar giriş oldu. Tahvil tarafında ise son iki ayda 1,1 milyar dolara ulaşan satışlar ocak-nisan döneminde benzer meblağda olan girişleri tersine çevirdi. Tahvilde de seçim öncesindeki iki haftada 0,6 milyar dolar giriş olması dikkat çekti. Eurobond piyasasında yabancı ilgisinde oynaklık yaşansa da, mart ayından bu yana 1,2 milyar dolarlık çıkış oldu. TL varlıklarda seçim öncesinde yabancı yatırımcıların fazla pozisyon almaktan kaçındıkları ve riskleri büyük ölçüde fiyatlara yansıttıkları görüldü. Bu nedenle de seçimler öncesindeki üç ayda diğer gelişen ülkelere kıyasla hisse senedi piyasasında %22, tahvil piyasasında 2,5 puan ve kurda %10 negatif ayrışma olduğu hesaplandı.

Mali ve finansal istikrara, makro ihtiyati politikalara ve yapısal reformlara öncelik verilmesi, Türk lirası varlıkların toparlanmasına destek olabilir.
Yurt dışında haziran ayında Fed ve ECB’nin faiz kararlarının atlatılmasının ardından kısa vadede kritik bir para politikası toplantısı bulunmazken, takvimler Fed için 1 Ağustos’u, ECB için ise 26 Temmuz’u göstermektedir. ABD’de korumacı ticaret politikalarının yönü ve Başkan Trump’ın diğer ülkelerin ticaret politikalarına yönelik dile getirdiği tehditlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği takip edilmesi gereken önemli noktalardan biridir. Türkiye’ye dönüldüğünde, ilk turda tamamlanan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin ardından oluşturulacak yeni kabine ve ekonomi yönetimi, seçim öncesi üç aylık dönemde benzer ülke piyasalarından olumsuz ayrışan Türkiye piyasalarının yönü açısından belirleyici olacaktır. Bu süreçte mali ve finansal istikrara, makro ihtiyati politikalara ve yapısal reformlara öncelik verilmesi, Türk lirası varlıkların toparlanmasına destek olabilir. Yılın ikinci yarısında yaşanabilecek kademeli yavaşlama, enflasyon ve cari açıkta iyileşme sağlayabilecektir. Böyle bir durum Türkiye’nin benzer ülkelerden olumlu yönde ayrışmasına zemin hazırlayabilir. Seçim sonrasındaki bir haftada BIST 100 %0,7 yükselirken, Türk lirasında dolar karşısında

%1,9 değer kazancı olması, ayrıca gelişen ülkelere kıyasla borsada %3,6, Türk lirasında %3,2 daha olumlu performans kaydedilmesi, bu yönde beklentiyi göstermektedir. Diğer yandan, seçim sonrasındaki bir haftada 10 yıllık tahvil faizi 60 baz puana yakın yükselirken, diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla sınırlı oranda daha olumsuz performans vardı. Önümüzdeki süreçte ayrıca haziran ayında Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusundaki müzakerelere başlamama kararı alan AB ile ilişkiler ve kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ile ilgili kararları da takip edilecektir.